Apalutamid ile Perioperatif Tedavi Yüksek Riskli Prostat Kanserinde Kür Şansını Artırdı

 

PROTEUS Çalışması Yüksek Riskli Lokalize Prostat Kanserinde Yeni Bir Dönem Başlattı

 

Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin (ASCO) her yıl düzenlediği ve dünyanın dört bir yanından binlerce onkoloji uzmanı ile ilgili branşlardan hekimlerin katıldığı büyük onkoloji kongresinde, kanser tedavisinin geleceğini şekillendirecek önemli çalışmalar sunulmaktadır.

Bu yılki kongrede, klinik pratiği değiştirme potansiyeli en yüksek beş çalışmadan biri olarak değerlendirilen PROTEUS çalışmasının sonuçları açıklandı. Yüksek riskli lokalize prostat kanseri hastalarında, radikal prostatektomi öncesinde altı ay süreyle yeni nesil androjen reseptör yolağı inhibitörü apalutamid ve androjen baskılama tedavisi uygulanmasının önemli klinik faydalar sağladığı gösterildi.

Yıllardır sonuçları merakla beklenen bu çalışma, prostat kanseri tedavisinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. Bu yazıda, PROTEUS çalışmasının sonuçlarını ve bu yeni tedavi yaklaşımının klinik uygulamadaki olası etkilerini ele alacağım.

Yüksek riskli lokalize prostat kanserinde radikal prostatektomi ile birlikte uygulanan ameliyat öncesi ve sonrası sistemik tedavilerin fayda sağladığını göstermeye yönelik yıllardır süren başarısız girişimlerin ardından, Faz 3 PROTEUS çalışması önemli bir dönüm noktası oldu. Çalışmanın sonuçları, ameliyat öncesi ve sonrası dönemde androjen baskılama tedavisine apalutamid eklenmesinin hem kısa hem de uzun vadeli sonuçları anlamlı şekilde iyileştirdiğini ve plasebo ile birlikte uygulanan androjen baskılama tedavisine kıyasla kür şansını artırdığını ortaya koydu.

Ameliyat öncesinde uygulanan altı kür apalutamid ve androjen baskılama tedavisi, yalnızca androjen baskılama tedavisi alan hastalara kıyasla patolojik tam yanıt veya minimal rezidüel hastalık elde edilme olasılığını yaklaşık dokuz kat artırdı. Bu oran apalutamid grubunda yüzde 8,9 iken, yalnızca androjen baskılama tedavisi alan grupta yüzde 1 olarak gerçekleşti.

Benzer şekilde, prostatektomi sırasında daha düşük tümör yükü anlamına gelen ve patolojik evre T2 veya altında, lenf nodu tutulumu olmayan ve kalan tümör hacmi 0,25 santimetreküpten küçük olarak tanımlanan olumlu rezidüel kanser yükü, apalutamid grubundaki hastaların yüzde 30,6’sında görülürken, kontrol grubunda bu oran yüzde 11,7’de kaldı.

Ameliyat öncesi tedaviye ek olarak, radikal prostatektomi sonrasında altı kür daha apalutamid ve androjen baskılama tedavisi uygulanması, metastaz gelişimi veya ölüm riskini yüzde 20 oranında azalttı. Her iki grupta da medyan metastazsız sağkalım süresine henüz ulaşılamamış olsa da, beş yıllık metastazsız sağkalım oranı apalutamid grubunda yüzde 78,2, kontrol grubunda ise yüzde 73,5 olarak hesaplandı.

“Yeni Standart Tedavi Olabilir”

Çalışmanın baş araştırmacısı olan ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Dana-Farber Kanser Enstitüsü’nde görev yapan Mary-Ellen Taplin, sonuçların 2026 Amerikan Klinik Onkoloji Derneği Yıllık Kongresi’nde sunulmasının ardından şu değerlendirmede bulundu:

“Bu sonuçlar klinik uygulamaları değiştirme potansiyeline sahip. Bulgular, radikal prostatektomi adayı yüksek riskli lokalize prostat kanseri hastalarında ameliyat öncesi ve sonrası apalutamid ile androjen baskılama tedavisinin yeni standart tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilmesini destekliyor.”

Toplantının tartışmacılarından, Avustralya’daki Declan Murphy ise şu ifadeleri kullandı:

“Bu yoğunlaştırılmış hormonal tedavi rejimini, daha agresif özelliklere sahip yüksek riskli lokalize prostat kanseri bulunan erkek hastalarda kendi pratiğime dahil edeceğim. PROTEUS çalışmasında bildirilen faydaların yalnızca temel sonlanım noktalarıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda sonraki tedavilere duyulan ihtiyacı azaltıp geciktirdiğini görüyoruz. Bunun hastalar açısından oldukça değerli olacağına inanıyorum.”

Hastaların Yarısında Beş Yıl İçinde Nüks Görülebiliyor

Yüksek riskli lokalize prostat kanseri bulunan hastaların hastalık özelliklerine bağlı olarak yüzde 50’ye varan bölümünde, radikal prostatektomiden sonraki beş yıl içinde hastalık tekrar ortaya çıkabiliyor. Bu durum, cerrahi tekniklerde yıllar içinde önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen, ameliyatın tek başına her zaman yeterli olmadığını gösteriyor.

Daha önce yapılan birçok çalışmada ameliyat öncesi veya ameliyat çevresinde uygulanan sistemik tedaviler bazı patolojik ve biyokimyasal iyileşmeler sağlamış olsa da, metastatik nüks oranlarını azaltmak gibi net klinik faydalar ortaya koyulamamıştı.

Apalutamid, Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi tarafından metastatik olmayan kastrasyona dirençli prostat kanseri ve metastatik hormona duyarlı prostat kanseri tedavileri için onaylanmış ağızdan kullanılan bir androjen reseptör yolu inhibitörüdür.

PROTEUS çalışması, ameliyat öncesinde ve sonrasında altışar kür olmak üzere toplam 12 kür apalutamid ve androjen baskılama tedavisinin yüksek riskli lokalize prostat kanseri hastalarındaki etkisini değerlendirmek amacıyla tasarlandı.

Çalışmaya katılan 2.109 hasta, Gleason skoru, lenf nodu durumu ve coğrafi bölgeye göre sınıflandırıldıktan sonra rastgele şekilde apalutamid veya plasebo grubuna atandı. Her iki gruptaki hastalar da eş zamanlı olarak androjen baskılama tedavisi aldı.

Araştırmacılar, PROTEUS’un bu hasta grubunda gerçekleştirilen en büyük Faz 3 plasebo kontrollü tedavi çalışması olduğunu ve 18 farklı ülkeden hasta içermesi nedeniyle kültürel ve ırksal açıdan oldukça çeşitli bir popülasyonu temsil ettiğini belirtti.

İkincil Sonlanım Noktalarında da Güçlü Sonuçlar

Apalutamid ve androjen baskılama tedavisi kombinasyonu, olaydan bağımsız sağkalım süresinde anlamlı iyileşme sağladı. Medyan olaydan bağımsız sağkalım süresi yalnızca androjen baskılama tedavisi alan hastalarda 38,4 ay iken, kombinasyon tedavisi alanlarda 57,1 aya yükseldi.

Bu iyileşmenin temel nedeni, biyokimyasal başarısızlık ve lokal-bölgesel nüks oranlarının daha düşük olması olarak gösterildi.

Ayrıca apalutamid, uzak metastaz gelişimini de anlamlı biçimde geciktirdi. Beş yıl sonunda metastazsız kalan hastaların oranı apalutamid grubunda yüzde 83 iken, kontrol grubunda yüzde 76 olarak kaydedildi.

Dört yıllık takipte hastalık belirtisi bulunmayan hasta oranı da apalutamid grubunda daha yüksek gerçekleşti.

Araştırmacılar ayrıca, bir yıllık apalutamid ve androjen baskılama tedavisinin hastaların sonraki tedavilere ihtiyaç duymadan geçirdiği süreyi önemli ölçüde uzattığını bildirdi. Sonraki tedaviye kadar geçen medyan süre kombinasyon grubunda 6,2 yıl olurken, yalnızca androjen baskılama tedavisi alanlarda bu süre 3,5 yıl olarak hesaplandı.

Bu sonuçları değerlendiren Murphy, “Bütün bu veriler hastalar için çok daha iyi bir tedavi yolculuğu anlamına geliyor” dedi.

Güvenlik Profili Beklentilerle Uyumlu

Araştırmacılar, apalutamid ve androjen baskılama tedavisinin güvenlik profilinin ilacın daha önce bilinen yan etki profiliyle uyumlu olduğunu belirtti.

Özel ilgi gerektiren yan etkiler arasında en sık görülen sorun deri döküntüsü oldu. Deri döküntüsü apalutamid alan hastaların yüzde 33’ünde görülürken, plasebo grubunda bu oran yüzde 15,3 olarak kaydedildi.

Bunun dışında gözlenen tedaviye bağlı yan etkiler, daha önceki apalutamid çalışmalarında bildirilen güvenlik verileriyle büyük ölçüde benzerlik gösterdi.

Özet: PROTEUS çalışması, yüksek riskli lokalize prostat kanserinde ameliyat öncesi ve sonrası uygulanan apalutamid ile androjen baskılama tedavisinin, metastaz riskini azaltarak ve uzun dönem hastalık kontrolünü iyileştirerek bu hasta grubunda yeni standart tedavi yaklaşımı olabileceğini gösteren ilk büyük Faz 3 çalışma olarak dikkat çekiyor.

 


    Yorum Bırakın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.